SENEL GÖNEN
Köşe Yazarı
SENEL GÖNEN
 

BAZAN HATIRLARIZ UNUTTUKLARIMIZI

Ara sıra evlerimizi özlesek de, daha çok dışarıyı sevdik. İki gün üst üste evde kalsak, sıkılır olduk. Şimdi ise, “Evde oturmaktan çok sıkıldım” deme şansımız bile yok. Hele evde olmak isteyip de, olamayanlar ile her gün hastalık ile burun buruna olanları düşündükçe… Ülkemizde ve dünyada orta yaş ve üzerindekilerin büyükanne ve büyükbabaları, ya da anne ve babaları savaş görmüş, savaşın olumsuz etkilerini yaşamışlardır… Çoğumuzun kulağında anlatılan hikâyeleri vardır o dönemlerin… Benim kulağımda kalan bu tür çok hikâye var. Örneğin babaannemden dinlediğim “Savaş ve yokluk günleri hikâyeleri” ile yaşanmışlıkların sonucunda üzerlerine sinmiş, şahidi olduğum davranış şekilleri… Babaannem savaş görmüştü, yokluk görmüştü. İktisatlı davranmak, saklamak artık neredeyse hücrelerine işlemişti. Çocuklar istediğinde yok dememek için çerez, yemiş, şeker gibi pek çok şeyin bir kısmını hep bir yerlere saklardı. O zamanlar bu davranışları hepimize biraz tuhaf gelirdi. Hatta cimri olduğunu bile düşündürürdü. Ama değildi. Tam tersi yedirmeyi, içirmeyi pek severdi. Şimdilerde onu çok iyi anlıyorum. Annem ve babamdan ise 2. Dünya Savaşı yıllarında ülkemizde büyük yokluk yaşandığını, ekmeğin bile karne ile dağıtıldığını çok duydum. Esasen her ne kadar bunları dinleyerek büyüsek de onlara göre biraz savruk olduk. Evlere kapandığımız günlerde onları neredeyse her gün andım ve hala da anmaya devam ediyorum. Alışveriş için sokağa çıkmanın ve sanal marketlerden sipariş vermenin risklerinin yanı sıra, virüsün tehlikesi nedeniyle üretimin ve tarımın bitme noktasına gelebileceğini düşünmeden edemiyorum. Bu dönemde “Gıdayı israf etmek” neredeyse cinayete eş değer… Her şerde bir hayır var denir ya; Tanıdığım pek çok arkadaşım artık ekmeğini, yoğurdunu kendisi yapıyor. Bu dönemde bildiğimiz, ama unuttuklarımızı yeniden hatırlamaya başladık. Dahası da var. Okumayı da unutmuştu pek çoğumuz. Yoğun iş yaşamları nedeniyle satın alıp da, kütüphanelerinde bekleyen kitapları okunmaya başladılar. Belki pek çoğu hayatlarında okumadıkları kadar çok kitap okudular. Kimilerimiz uzun zamandır yanına yaklaşmadıkları tuvallerini, boyalarını çıkarıp, resim yapmaya başladılar. Kimilerinin içinden bir aşçı ruhu çıktı, muhteşem yemekler, kekler, tatlılar yaptılar. Kimisi evin ücra bir köşesine terk ettiği dikiş makinesini temizleyip, yağlayıp tekrar dikiş dikmeye, makinesi olmayanlar bile elde maske üretmeye, şişlerini, yünlerini çıkarıp örgü örüp, nakış yapmaya başladı. Birbirlerine örnekler, ekmek ve yemek tarifleri vermeye, sağlıklı ve katkısız gıdalar için bahçelerinde, balkonlarında sebze ve yetiştirmeye başladılar. Zor günde birlik olmanın ve yardımlaşmanın ne denli önemli olduğunu, dışarı çıkamayan komşusunun ihtiyaçlarını karşılamanın değerini, yıllarca kazanmak için peşinden koşulan paranın bazı durumlarda ne kadar kifayetsiz kalabileceğini hatırladılar… Sağlıklı uykunun, egzersizin, bir yudum temiz oksijenin değerini anladılar… Hastalığı birbirlerine taşımamak için anneler, babalar, evlatlar birbirlerinden uzak kaldılar. Özlem duygusu yerini koruma, gözetme duygusuna bıraktı. Yani kısaca unuttuğumuz değerleri hatırladık yeniden… En önemlisi ailenin, dostluğun, arkadaşlığın, sevginin, sarılmanın, birbirimize ayırmadığımız zamanların ne denli kıymetli olduğunu… Evet… belki “Her şey akar, her şey devinir ve hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.” ama kim bilir bu günlerde yaşadıklarımızdan hatırladığımız değerli duygular ve davranışlar bizim de hücrelerimize tekrar yerleşir. Belki biz de bir gün bu günleri torunlarımıza eski bir zaman masalı anlatır gibi anlatırız. Kimbilir
Ekleme Tarihi: 22 Nisan 2021 - Perşembe

BAZAN HATIRLARIZ UNUTTUKLARIMIZI

Ara sıra evlerimizi özlesek de, daha çok dışarıyı sevdik. İki gün üst üste evde kalsak, sıkılır olduk. Şimdi ise, “Evde oturmaktan çok sıkıldım” deme şansımız bile yok. Hele evde olmak isteyip de, olamayanlar ile her gün hastalık ile burun buruna olanları düşündükçe… Ülkemizde ve dünyada orta yaş ve üzerindekilerin büyükanne ve büyükbabaları, ya da anne ve babaları savaş görmüş, savaşın olumsuz etkilerini yaşamışlardır… Çoğumuzun kulağında anlatılan hikâyeleri vardır o dönemlerin… Benim kulağımda kalan bu tür çok hikâye var. Örneğin babaannemden dinlediğim “Savaş ve yokluk günleri hikâyeleri” ile yaşanmışlıkların sonucunda üzerlerine sinmiş, şahidi olduğum davranış şekilleri… Babaannem savaş görmüştü, yokluk görmüştü. İktisatlı davranmak, saklamak artık neredeyse hücrelerine işlemişti. Çocuklar istediğinde yok dememek için çerez, yemiş, şeker gibi pek çok şeyin bir kısmını hep bir yerlere saklardı. O zamanlar bu davranışları hepimize biraz tuhaf gelirdi. Hatta cimri olduğunu bile düşündürürdü. Ama değildi. Tam tersi yedirmeyi, içirmeyi pek severdi. Şimdilerde onu çok iyi anlıyorum. Annem ve babamdan ise 2. Dünya Savaşı yıllarında ülkemizde büyük yokluk yaşandığını, ekmeğin bile karne ile dağıtıldığını çok duydum. Esasen her ne kadar bunları dinleyerek büyüsek de onlara göre biraz savruk olduk. Evlere kapandığımız günlerde onları neredeyse her gün andım ve hala da anmaya devam ediyorum. Alışveriş için sokağa çıkmanın ve sanal marketlerden sipariş vermenin risklerinin yanı sıra, virüsün tehlikesi nedeniyle üretimin ve tarımın bitme noktasına gelebileceğini düşünmeden edemiyorum. Bu dönemde “Gıdayı israf etmek” neredeyse cinayete eş değer… Her şerde bir hayır var denir ya; Tanıdığım pek çok arkadaşım artık ekmeğini, yoğurdunu kendisi yapıyor. Bu dönemde bildiğimiz, ama unuttuklarımızı yeniden hatırlamaya başladık. Dahası da var. Okumayı da unutmuştu pek çoğumuz. Yoğun iş yaşamları nedeniyle satın alıp da, kütüphanelerinde bekleyen kitapları okunmaya başladılar. Belki pek çoğu hayatlarında okumadıkları kadar çok kitap okudular. Kimilerimiz uzun zamandır yanına yaklaşmadıkları tuvallerini, boyalarını çıkarıp, resim yapmaya başladılar. Kimilerinin içinden bir aşçı ruhu çıktı, muhteşem yemekler, kekler, tatlılar yaptılar. Kimisi evin ücra bir köşesine terk ettiği dikiş makinesini temizleyip, yağlayıp tekrar dikiş dikmeye, makinesi olmayanlar bile elde maske üretmeye, şişlerini, yünlerini çıkarıp örgü örüp, nakış yapmaya başladı. Birbirlerine örnekler, ekmek ve yemek tarifleri vermeye, sağlıklı ve katkısız gıdalar için bahçelerinde, balkonlarında sebze ve yetiştirmeye başladılar. Zor günde birlik olmanın ve yardımlaşmanın ne denli önemli olduğunu, dışarı çıkamayan komşusunun ihtiyaçlarını karşılamanın değerini, yıllarca kazanmak için peşinden koşulan paranın bazı durumlarda ne kadar kifayetsiz kalabileceğini hatırladılar… Sağlıklı uykunun, egzersizin, bir yudum temiz oksijenin değerini anladılar… Hastalığı birbirlerine taşımamak için anneler, babalar, evlatlar birbirlerinden uzak kaldılar. Özlem duygusu yerini koruma, gözetme duygusuna bıraktı. Yani kısaca unuttuğumuz değerleri hatırladık yeniden… En önemlisi ailenin, dostluğun, arkadaşlığın, sevginin, sarılmanın, birbirimize ayırmadığımız zamanların ne denli kıymetli olduğunu… Evet… belki “Her şey akar, her şey devinir ve hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.” ama kim bilir bu günlerde yaşadıklarımızdan hatırladığımız değerli duygular ve davranışlar bizim de hücrelerimize tekrar yerleşir. Belki biz de bir gün bu günleri torunlarımıza eski bir zaman masalı anlatır gibi anlatırız. Kimbilir

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.