Mehmet Ali Abakay   Şehir Araştırmaları Merkezi Kurucusu
Köşe Yazarı
Mehmet Ali Abakay Şehir Araştırmaları Merkezi Kurucusu
 

ŞEHİRDE YAŞAMAK DOĞMAK KADAR ÖNEMLİ DEĞİLDİR

Bir şehirde yaşama, o şehrin her yönüyle olmasa kimi önemli yönlerini, ilgi ve alaka açısından o şehirdeki insanı ilgilendirir, ilgilendirmelidir. Bir şehirde yaşayacaksınız ve kimi bilgileri öğrenme isteğiniz söz konusu olmayacak. Yaşadığınız şehirde doğmuşsanız, şehirle ilgili sorumluluğunuz sizi bağlar, şehirde yaşama doğma kadar önemli değildir. Şehirde doğma ve yaşama birlikte söz konusuysa sorumluluğun ölçüsü, kişinin şehir konulu bilgilerine çeki-düzen vermeyi şart haline getirir. Kişi, şehir hakkında bilgi sahibi değilse, şehir için konuşma ehliyetine sahip değildir. Şehir hakkında bir açıklama yaparsa, sadece başkasının belirttiğini nakletmekten öte bir şey yapamaz. Şahıs, okuduğu kitaplardan edindiği bilgiden yola çıkarak, bir şeyler ifade ederse, denilenler aktarımdan başka mana taşımaz ve şahıs, ifade ettiği ne varsa altına imza atmaktan kendisini men etmelidir. Günümüzde şehirde doğmanın ve yaşamanın gölgesinde, kendisinin konuşma hakkına sahip olduğunu ifade etme yoluna gidenlerin karaladıkları birkaç şiir ve ödünç düşüncelerden kırıntıların yer aldığı, daha doğrusu intihal cümlelerin yığınından yazılar ile kendilerini meydanda “Kırkpınar Güreşçisi” zannedip, meydanda kim varsa onları tezyife başvurması, sağa-sola sataşması, mevcut durumdan nemalanma arzusu, tahammül sınırlarını zorlamakta ve ister istemez bu tarz açıklamaları, kendimizce zorunlu hale getirmektedir. “Şehir Araştırmaları Merkezi”, bizim için idealdir, bu ideali gerçekleştirmekle geçen ömür saça renk değişikliği verirken, sağlıkla ilgili sıkıntıları zenginleştirirken sitemimiz yazılarımıza fazla yansımadı, biz daha çok kırılan kolun yen içinde kalmasına gözlümüzü razı ettik. Doğduğumuz ve yaşadığımız şehre dair bazen görüşmeler yaptığımız olur, yazdıklarımız sebebiyle değer verenlere teşekkür ediyoruz. Bizi “Biz” yapan, şehre duyduğumuz saygıdır, hürmettir,  havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, ekmeğini yediğimiz topraklara ahde vefanın gereğidir. Günümüzde “Şehir Araştırmaları Merkezi” düşüncesini ülke geneline yaymaya çalışan, bunu makaleleriyle, araştırmalarıyla ortaya koyan biri olarak, şehirler hakkında kimilerinin öne sürdüğü fikirlere bakarken tuhaflıklara karşı suskunluğumuzun hayra yorumlamaya alıştık, sabrımızı ve metanetimizi korumaya çalışmaktayız. Kaleme aldığımız her kitapta yer verdiğimiz Şehir Araştırmaları Merkezi’ne dair makalelerimizde, olması gerekeni vermeye çalıştık. Seksen bir il ve yüz dünya şehrine dair, bir ekip olmadan, kendi imkânlarıyla yıllarını bu işe adamış biri olarak, şehre sevdalı olduklarını öne süren kimilerini görürken, ileri sürdükleri iddialara tanıklık ederken, okuduklarından yola çıkarak, kimi düşünceleri kendilerine mal etmelerinden açıkça kendileri adına utanç duymaktayız. Yaşarken fikirleri isim belirtilmeksizin kopyalanan biri olarak, Şehir Araştırmaları Merkezi’nin isim babası ve sahibi olarak, yazılı eserleri olan biri sıfatıyla üçüncü kişilerin bu ismi sahiplenmesinin yasal olarak mümkün olmadığını ifade edelim. Doğup yaşadığımız şehre dair araştırmaları ortada olan biri olarak, Şehir Araştırmaları Merkezi’nin her ilde kurulması teklifimiz halen geçerlidir, bu işin patenti, işlevi hususunda şimdilik bir şey demiyoruz. Bir toplantıda şehir üzerine başkalarından dinlediğimiz açıklamalara bakınca şehirler üzerinden menfaat teminine çalışanların düştükleri acıklı durumu göz önünde bulundurduğumuzda, kimilerinin şehir sevdasının makam ve mevkiî sahibi olma söz konusu iken depreştiğinin farkına tanıklık eden bizim, ahlâkî açıdan içine düştükleri açmazın ne derin çukurlar olduğunu gözümüzle gördük, kulağımızla işittik. Evet, belki doğduğumuz ve yaşadığımız şehir hakkında temel eserlerin çoğuna sahibiz. Bu bizim, başkalarından iki söz daha söyleme sahibi kılar. Bu diğer şehirlerle ilgili çalışmalarımızdan önceliklidir. Lakin binlerce aynı doğrultuda eseri, kaynağı bir araya getiren biri olarak, konuşacağımız yerde susmayı, susmayı gerekecek yerde konuşmayı gerektirmez. İlgi alanımıza giren konularda ehil olmayanların konuşma hakkını kendilerinde bulmalarının söz konusu olmaması gereken ortamda, görünen husus bilenin de bilmeyenin de söz sahibi olduğunu iddia etmeleri at izine it izinin karışmasını akla getirmektedir. Bu deyim, yerinde kullanıldığı zaman, söyleyeni küçültmez, bir durum tespitidir. Yakın zamanda kurulması düşünülen bir kültür merkezi için yaptığımız teklifi sahiplenen kimileri, ilk mekteplerde okumaya yeni başlayan çocuklar misali şehri araştırmaya, şehir araştırmaları yapmaya çalışmış görünmektedir. Bu bizim açımızdan sevindiricidir. Çünkü bizim istediğimiz her insanın doğduğu, yaşamakta olduğu şehri bilmesi, tanıması farz olan inanç akidesi misali (Teşbihte hata olmaz) gerekli bir durumdur. Lakin heceleyerek okuduğu kelimelerle cümle oluşturmaya çalışan acemî bir talebe gayreti takdire şayandır. Bu kendilerini allame yerine koyanların gülünç hali, bizi gülmekten alıkoyar, sadece üzülmemize zemin hazırlar. Aslı ortada iken taklide meyletme iştiyakıyla dolu olmanın palyaçoluktan öte mana taşımadığı ortamda alkış çalanların yaslarda parayla ağlama rolünü yapan sahtekârlardan bir farkının olmadığını akla getirir. İşin özü, şehri bizden daha fazla seven olursa ayaklarının altındaki turab olmaya razıyız. Lakin sevmesi kopyadan başka bir şey olmayanların havada takla atan güvercinler misali durmadan yer değiştirmeleri, kuşbazların maharetinden başka bir şeyi akla getirmez. Biz, şehre sevdasını eserler ile izhar edenler olarak, usta bildiklerimizi rahmetle yâd ediyoruz, bu şehre ve şehirlere dair çalışmalarımıza günümüze kadar devam ederken, çalışmalarımızın mayası olarak kültürümüzün gerektirdiği edeb ve terbiye ile medeniyetin yeniden ihyası ve inşâ’ı olarak günümüz yaşantısına farklı bir ses-soluk getirme gayesindeyiz. Bir cemiyetin kendisini değiştirmeye niyeti olmadıkça düzlüğe çıkmasının muhal olduğunu bilmeyenimizin olmadığı günümüzde, ısrarla buna karşı direnmekte ısrar edenlerin menfaat çarklarının dişlilerini kırmamızdan duydukları endişe ile ürkmeleri, bizi istenmeyen kişi olarak tanıtmalarını doğal karşılıyoruz. Ki beklenen de budur, kendilerinden. Dostun akılsızından düşmanın akıllısı daha iyidir, aslında. Ki şecaat arz ederken Merdî Kıptînin sirkatini ifade etmesi misali, biz bu akılsızların işledikleri yüzünden kendi kendimize ellerimizi açıp şu duada bulunuyoruz: - “ İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin, Allahım!..”   Azîz Kitapta geçen bu duaya cevap bulmak isteyenler, kitabı okuma mecburiyetindedir. Ki bu kitabı okuyan, zaten bu duada bulunacaktır. Okumadıklarından dolayıdır, işledikleri. Bir okusaydılar, gıybetin, iftiranın, karalamanın, mevki ve makam sapkınlığının insan başına neler açtığını öğrenirlerdi. Demek ki okumuyorlar, demek ki görmelerine, duymalarına, akıl sahibi olmalarına rağmen değişen bir durum yok. Şehrin gözyaşı akarken içime, bizim de söyleyecek başka bir şeyimiz kalmıyor, dert ve kederle dolu bağrımız ortada dururken. Nice şehirler gördük, şehir vasfını kaybetmiş, içindekilerle beraber. Dönüp terk ederken kimi şehirleri, geriye bakmaktan çekiniyoruz. Bazı şehirler olacak, terk edilirken dönüp bakıldığında insanı helâka sürükleyecek. Bazı şehirler vardır, tarihte harap olmayacak gözüyle bakılan. Bazı şehirler vardır, yeryüzü üzerinde kıyamet kopmayıncaya kadar yaşayacağı farz edilen. Bazı şehirler vardır, kaleleriyle alınması mümkün görülmeyen. Bazı şehirler vardır, savaşlarla alınmayan, muhasaralarla alınması düşünülmeyen. İşte şehir araştırmalarını yaparken yüzlerce şehrin hikâyesini okuyan biri olarak, yüze yakın şehri gören biri sıfatıyla birçok hususu biliyoruz. Biz, kumdan şehirler yapmıyoruz, deniz sahilinde. Dalgaların kumdan şehirleri alıp götürdüğünü biliyoruz. Halep, Şam, Bağdat, Buhara, Semerkand, Kabil, Kudüs ve nice şehir, yakın zaman içinde kaybolup gitti, medeniyet dünyamızdan. Kimi yıkık ve harab!.. Biz, kumdan şehirler yapmaya niyet etmedik ki denizin dalgalarından kendimizi koruyalım. Biz, kartondan arslanlar değiliz ki maket ormanlarda kendimizi kral ilan edelim. Söylenmesi güç olanı kelimelerle anlatmak, kolay bir durum değildir. Biz, medeniyetin yeniden inşâ’ı ve ihyası için uzun bir yola hüküm giymiş, gönüllü olanlarız. Biz, yorulunca koşuya yine devam eden atlarız. Biz, şehir denince kendisine yeni oyuncak hediye edilmiş heyecanlı çocukların neşesini yaşayan insanlarız. Biz, şehri şehir yapan değerlere âşkla bağlı olanlarız. Biz, ağlayınca şehirlerin kaderine gözyaşını bağrına saklayan dervişleriz. Biz, sevdasına serini kurban etmekten çekinmeyen mecnunlarız. Şehrin gözyaşları akar içime, bağır hûn deryasına döner bilinmeden. Şehir desem dediğim taş değil han değil hamam değil… Şehir dediğim, Leyla’dır, O’na kesilen Mecnun olma, şereftir, erdemli olan için.
Ekleme Tarihi: 22 Nisan 2021 - Perşembe

ŞEHİRDE YAŞAMAK DOĞMAK KADAR ÖNEMLİ DEĞİLDİR

Bir şehirde yaşama, o şehrin her yönüyle olmasa kimi önemli yönlerini, ilgi ve alaka açısından o şehirdeki insanı ilgilendirir, ilgilendirmelidir.

Bir şehirde yaşayacaksınız ve kimi bilgileri öğrenme isteğiniz söz konusu olmayacak.

Yaşadığınız şehirde doğmuşsanız, şehirle ilgili sorumluluğunuz sizi bağlar, şehirde yaşama doğma kadar önemli değildir.

Şehirde doğma ve yaşama birlikte söz konusuysa sorumluluğun ölçüsü, kişinin şehir konulu bilgilerine çeki-düzen vermeyi şart haline getirir.

Kişi, şehir hakkında bilgi sahibi değilse, şehir için konuşma ehliyetine sahip değildir. Şehir hakkında bir açıklama yaparsa, sadece başkasının belirttiğini nakletmekten öte bir şey yapamaz.
Şahıs, okuduğu kitaplardan edindiği bilgiden yola çıkarak, bir şeyler ifade ederse, denilenler aktarımdan başka mana taşımaz ve şahıs, ifade ettiği ne varsa altına imza atmaktan kendisini men etmelidir.

Günümüzde şehirde doğmanın ve yaşamanın gölgesinde, kendisinin konuşma hakkına sahip olduğunu ifade etme yoluna gidenlerin karaladıkları birkaç şiir ve ödünç düşüncelerden kırıntıların yer aldığı, daha doğrusu intihal cümlelerin yığınından yazılar ile kendilerini meydanda “Kırkpınar Güreşçisi” zannedip, meydanda kim varsa onları tezyife başvurması, sağa-sola sataşması, mevcut durumdan nemalanma arzusu, tahammül sınırlarını zorlamakta ve ister istemez bu tarz açıklamaları, kendimizce zorunlu hale getirmektedir.

“Şehir Araştırmaları Merkezi”, bizim için idealdir, bu ideali gerçekleştirmekle geçen ömür saça renk değişikliği verirken, sağlıkla ilgili sıkıntıları zenginleştirirken sitemimiz yazılarımıza fazla yansımadı, biz daha çok kırılan kolun yen içinde kalmasına gözlümüzü razı ettik.

Doğduğumuz ve yaşadığımız şehre dair bazen görüşmeler yaptığımız olur, yazdıklarımız sebebiyle değer verenlere teşekkür ediyoruz.

Bizi “Biz” yapan, şehre duyduğumuz saygıdır, hürmettir,  havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, ekmeğini yediğimiz topraklara ahde vefanın gereğidir.

Günümüzde “Şehir Araştırmaları Merkezi” düşüncesini ülke geneline yaymaya çalışan, bunu makaleleriyle, araştırmalarıyla ortaya koyan biri olarak, şehirler hakkında kimilerinin öne sürdüğü fikirlere bakarken tuhaflıklara karşı suskunluğumuzun hayra yorumlamaya alıştık, sabrımızı ve metanetimizi korumaya çalışmaktayız. Kaleme aldığımız her kitapta yer verdiğimiz Şehir Araştırmaları Merkezi’ne dair makalelerimizde, olması gerekeni vermeye çalıştık.

Seksen bir il ve yüz dünya şehrine dair, bir ekip olmadan, kendi imkânlarıyla yıllarını bu işe adamış biri olarak, şehre sevdalı olduklarını öne süren kimilerini görürken, ileri sürdükleri iddialara tanıklık ederken, okuduklarından yola çıkarak, kimi düşünceleri kendilerine mal etmelerinden açıkça kendileri adına utanç duymaktayız.

Yaşarken fikirleri isim belirtilmeksizin kopyalanan biri olarak, Şehir Araştırmaları Merkezi’nin isim babası ve sahibi olarak, yazılı eserleri olan biri sıfatıyla üçüncü kişilerin bu ismi sahiplenmesinin yasal olarak mümkün olmadığını ifade edelim.

Doğup yaşadığımız şehre dair araştırmaları ortada olan biri olarak, Şehir Araştırmaları Merkezi’nin her ilde kurulması teklifimiz halen geçerlidir, bu işin patenti, işlevi hususunda şimdilik bir şey demiyoruz.

Bir toplantıda şehir üzerine başkalarından dinlediğimiz açıklamalara bakınca şehirler üzerinden menfaat teminine çalışanların düştükleri acıklı durumu göz önünde bulundurduğumuzda, kimilerinin şehir sevdasının makam ve mevkiî sahibi olma söz konusu iken depreştiğinin farkına tanıklık eden bizim, ahlâkî açıdan içine düştükleri açmazın ne derin çukurlar olduğunu gözümüzle gördük, kulağımızla işittik.

Evet, belki doğduğumuz ve yaşadığımız şehir hakkında temel eserlerin çoğuna sahibiz. Bu bizim, başkalarından iki söz daha söyleme sahibi kılar. Bu diğer şehirlerle ilgili çalışmalarımızdan önceliklidir. Lakin binlerce aynı doğrultuda eseri, kaynağı bir araya getiren biri olarak, konuşacağımız yerde susmayı, susmayı gerekecek yerde konuşmayı gerektirmez. İlgi alanımıza giren konularda ehil olmayanların konuşma hakkını kendilerinde bulmalarının söz konusu olmaması gereken ortamda, görünen husus bilenin de bilmeyenin de söz sahibi olduğunu iddia etmeleri at izine it izinin karışmasını akla getirmektedir. Bu deyim, yerinde kullanıldığı zaman, söyleyeni küçültmez, bir durum tespitidir.

Yakın zamanda kurulması düşünülen bir kültür merkezi için yaptığımız teklifi sahiplenen kimileri, ilk mekteplerde okumaya yeni başlayan çocuklar misali şehri araştırmaya, şehir araştırmaları yapmaya çalışmış görünmektedir. Bu bizim açımızdan sevindiricidir. Çünkü bizim istediğimiz her insanın doğduğu, yaşamakta olduğu şehri bilmesi, tanıması farz olan inanç akidesi misali (Teşbihte hata olmaz) gerekli bir durumdur. Lakin heceleyerek okuduğu kelimelerle cümle oluşturmaya çalışan acemî bir talebe gayreti takdire şayandır. Bu kendilerini allame yerine koyanların gülünç hali, bizi gülmekten alıkoyar, sadece üzülmemize zemin hazırlar.

Aslı ortada iken taklide meyletme iştiyakıyla dolu olmanın palyaçoluktan öte mana taşımadığı ortamda alkış çalanların yaslarda parayla ağlama rolünü yapan sahtekârlardan bir farkının olmadığını akla getirir.

İşin özü, şehri bizden daha fazla seven olursa ayaklarının altındaki turab olmaya razıyız. Lakin sevmesi kopyadan başka bir şey olmayanların havada takla atan güvercinler misali durmadan yer değiştirmeleri, kuşbazların maharetinden başka bir şeyi akla getirmez.

Biz, şehre sevdasını eserler ile izhar edenler olarak, usta bildiklerimizi rahmetle yâd ediyoruz, bu şehre ve şehirlere dair çalışmalarımıza günümüze kadar devam ederken, çalışmalarımızın mayası olarak kültürümüzün gerektirdiği edeb ve terbiye ile medeniyetin yeniden ihyası ve inşâ’ı olarak günümüz yaşantısına farklı bir ses-soluk getirme gayesindeyiz.

Bir cemiyetin kendisini değiştirmeye niyeti olmadıkça düzlüğe çıkmasının muhal olduğunu bilmeyenimizin olmadığı günümüzde, ısrarla buna karşı direnmekte ısrar edenlerin menfaat çarklarının dişlilerini kırmamızdan duydukları endişe ile ürkmeleri, bizi istenmeyen kişi olarak tanıtmalarını doğal karşılıyoruz. Ki beklenen de budur, kendilerinden. Dostun akılsızından düşmanın akıllısı daha iyidir, aslında. Ki şecaat arz ederken Merdî Kıptînin sirkatini ifade etmesi misali, biz bu akılsızların işledikleri yüzünden kendi kendimize ellerimizi açıp şu duada bulunuyoruz:

- “ İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin, Allahım!..”  

Azîz Kitapta geçen bu duaya cevap bulmak isteyenler, kitabı okuma mecburiyetindedir. Ki bu kitabı okuyan, zaten bu duada bulunacaktır. Okumadıklarından dolayıdır, işledikleri. Bir okusaydılar, gıybetin, iftiranın, karalamanın, mevki ve makam sapkınlığının insan başına neler açtığını öğrenirlerdi.

Demek ki okumuyorlar, demek ki görmelerine, duymalarına, akıl sahibi olmalarına rağmen değişen bir durum yok.

Şehrin gözyaşı akarken içime, bizim de söyleyecek başka bir şeyimiz kalmıyor, dert ve kederle dolu bağrımız ortada dururken.
Nice şehirler gördük, şehir vasfını kaybetmiş, içindekilerle beraber.
Dönüp terk ederken kimi şehirleri, geriye bakmaktan çekiniyoruz. Bazı şehirler olacak, terk edilirken dönüp bakıldığında insanı helâka sürükleyecek.

Bazı şehirler vardır, tarihte harap olmayacak gözüyle bakılan.
Bazı şehirler vardır, yeryüzü üzerinde kıyamet kopmayıncaya kadar yaşayacağı farz edilen.

Bazı şehirler vardır, kaleleriyle alınması mümkün görülmeyen.

Bazı şehirler vardır, savaşlarla alınmayan, muhasaralarla alınması düşünülmeyen.

İşte şehir araştırmalarını yaparken yüzlerce şehrin hikâyesini okuyan biri olarak, yüze yakın şehri gören biri sıfatıyla birçok hususu biliyoruz.

Biz, kumdan şehirler yapmıyoruz, deniz sahilinde. Dalgaların kumdan şehirleri alıp götürdüğünü biliyoruz.

Halep, Şam, Bağdat, Buhara, Semerkand, Kabil, Kudüs ve nice şehir, yakın zaman içinde kaybolup gitti, medeniyet dünyamızdan. Kimi yıkık ve harab!..

Biz, kumdan şehirler yapmaya niyet etmedik ki denizin dalgalarından kendimizi koruyalım.

Biz, kartondan arslanlar değiliz ki maket ormanlarda kendimizi kral ilan edelim.

Söylenmesi güç olanı kelimelerle anlatmak, kolay bir durum değildir.

Biz, medeniyetin yeniden inşâ’ı ve ihyası için uzun bir yola hüküm giymiş, gönüllü olanlarız.

Biz, yorulunca koşuya yine devam eden atlarız.

Biz, şehir denince kendisine yeni oyuncak hediye edilmiş heyecanlı çocukların neşesini yaşayan insanlarız.

Biz, şehri şehir yapan değerlere âşkla bağlı olanlarız.

Biz, ağlayınca şehirlerin kaderine gözyaşını bağrına saklayan dervişleriz.

Biz, sevdasına serini kurban etmekten çekinmeyen mecnunlarız.
Şehrin gözyaşları akar içime, bağır hûn deryasına döner bilinmeden.

Şehir desem dediğim taş değil han değil hamam değil… Şehir dediğim, Leyla’dır, O’na kesilen Mecnun olma, şereftir, erdemli olan için.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.