Mehmet Ali Abakay   Şehir Araştırmaları Merkezi Kurucusu
Köşe Yazarı
Mehmet Ali Abakay Şehir Araştırmaları Merkezi Kurucusu
 

ŞEHİR ve BELGESELLER ve KÜLTÜR EROZYONU

ggg Arada bir televizyon kanallarında belgeseller seyredip dururuz. Kendi içinde bölümlere ayrılan belgesellerde dikkat çekici yön mutfakyemek eksenlidir, çoğunlukla. Şehirin medeniyet, medenî olmanın " Şehirli" olduğunu idrak edemeyenlerin, medeniyetten anladığı teknolojik açıdan bir çok rahatlığa kavuşmak, tüketim toplumu olmanın gereğini yerine getirmektir. Tüketim toplumu olan şehirlinin çok katlı yapılaşmalara ve bu yapılaşmalardaki daire yaşantısına, yaşantı içindeki eşyaya bağımlılığı, Geçmişle bağını koparmış, tarihle aîdiyetini kesmiş, mimarîye mensubiyetini ortadan kaldırmış, gelenekle bağlarını zayıflatmış, kendisini kendi yapan değerleri reddetmeye kadar vardırmıştır. Belgesellerde mutfağın ön plânda olması, ev içi yaşantının ve eşyanın önceliği, yemeklerin isimlerinin yabancılığı bu kendi değerlerinden uzaklaşan insanımızın için de bulunduğu durumun aynasıdır. Kendisine yabancılaştırılan insanın, geçmişe yönelik hafızasının silinmesi yemek tercihlerinde kendisini belirginleştirir. Fast-food yaygınlaşınca belirginleşen sağlık problemleri ve obezite, medenîleşmenin işaretlerinden kabul edilir hale gelmiştir. Dünün beslenme şekillerini kabul etmeyen anlayış, hazır yiyecek sektörünün karşısında olan herkesi adeta " vatan" bildikleri topraklarda ihanetle suçlanacak vasfa bürüdürmekte, itirazı olanları şehrin gelişimine engel görmektedir. Okurumuz, "belgesel" dediğimizde aklına gelenin tarihî ve kültürel yapılardır, kuşkusuz. "Yemek belgeseli " denildiğinde de mutfağımız akla gelir. Dün yapılan yemeklerin çoğunun artık unutulduğu ortamda açık alanlarda yapılan düğünlere, etkinliklere hasret kaldık. Bir çok şehir tanıtım günlerinde hazırlanan kimi yemeklerin neden yapılmadığını sorgulayanlar, şehirli olduklarını, buna zaman ayıramadığını söyler, durur. Yemeğine sahip çıkmama hali, giyim ve kuşamına sahip olmama durumu, konuştuğu dile saygılı olmama tavrı, tarihine ve kültürüne, inancına yabancı durma biçimi, olsa olsa ucube şeklinde bir şehirli profili ortaya çıkarır ki bunu da kabul etmek mümkün değildir. Şehirleşmeyi çok katlı yapılaşmalarda arayanlar şehirli midir? Ülkemize gelen turistin şehrimizin değerlerinden uzak kalışımızı bilmediğini mi sanıyoruz? Bir başkasına, başka bir millete benzeme, onları taklid hali, bizi biz olmaktan çıkartırken, bir Japonyalının topraklarımızda kendisini memleketinde hissetmesi ne derecede kabul edilebilir, durumdur? Japon araca biner, araç Japon markadır. Araç sürücüsüne zamanı sorar. Sürücünün kolundaki saat, Japon markadır. Gidilen lokantada Japon yemekleri yer alır. Kalınan otel, tümüyle Uzakdoğuya mahsus duvar fotoğraflarıyla süslüdür. Japonyalı, bizim ülkemizde kendi ülkesinde imişcesine yabancılık çekmiyorsa kendisi için sevindirici durumdur. Bizim için de sevindirici mıdır, bu durum? Tahta çubuklarla pilav yemenin gelenegimizde yeri nedir? Kimonosuyla hangimiz ev ortamında gezinir? Siz, balığın hangi çeşidini çiğ biçimde sosa bulayıp yersiniz? Çekimi yapılan belgesellerle şehrin ya da şehirlerin mimarî, tarihî ve kültürel değerleri yerine kum, kumsal ve deniz yanında mutfağı koyarsanız, olacağı budur, özetle. Şehirleşme bu şekilde düşündükçe medeniyetimiz kan kaybedecektir, kuşkusuz. Öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı ikiye ayrılmalı. Turiste Turizm Bakanlığı hitap etmeli, Kültüre de Kültür Bakanlığı. Bu ayrım olduğunda sıkıntıya düşeceğimiz turizm konusu olmayacaktır. Elbette kültür alanında sıkıntımız söz konusudur. Çünkü kültür kalmadı... Biri ortaya çıkıp sorsa, ne deriz? Tarih, inanç, mimarî, musıkî ve diğer milleti millet kılan değerlerden uzaklaştıkça kültürün ne olup olmadığını tartışacağız, uzun müddet. Şehrin mimarîsini alt üst eden biz olduk. Tarihî yapıların harap olmasına göz yumduk. Ne han ne hamam bıraktık. Yerine ucube yapılar diktik. Şehirde uydu kentler inşa ettik, cıtyler şeklinde. Mahalle anlayışını ortadan kaldırdık. Çok pahallı yaşam için çok kazanma mecburiyetinde bırakıldık. Çok kazanma hırsıyla kendimizi başkasının ürettiğine ruhen köle kıldık. Her evimiz bir başkasının elektronik alet çöplüğüne döndü. Hepimizin gözü aydın, şehirli olduk. Medenî olma hali, medeniyet mi? Sizlere ömür!...
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2021 - Çarşamba

ŞEHİR ve BELGESELLER ve KÜLTÜR EROZYONU

Arada bir televizyon kanallarında belgeseller seyredip dururuz. Kendi içinde bölümlere ayrılan belgesellerde dikkat çekici yön mutfakyemek eksenlidir, çoğunlukla.

Şehirin medeniyet, medenî olmanın " Şehirli" olduğunu idrak edemeyenlerin, medeniyetten anladığı teknolojik açıdan bir çok rahatlığa kavuşmak, tüketim toplumu olmanın gereğini yerine getirmektir. Tüketim toplumu olan şehirlinin çok katlı yapılaşmalara ve bu yapılaşmalardaki daire yaşantısına, yaşantı içindeki eşyaya bağımlılığı, Geçmişle bağını koparmış, tarihle aîdiyetini kesmiş, mimarîye mensubiyetini ortadan kaldırmış, gelenekle bağlarını zayıflatmış, kendisini kendi yapan değerleri reddetmeye kadar vardırmıştır.

Belgesellerde mutfağın ön plânda olması, ev içi yaşantının ve eşyanın önceliği, yemeklerin isimlerinin yabancılığı bu kendi değerlerinden uzaklaşan insanımızın için de bulunduğu durumun aynasıdır. Kendisine yabancılaştırılan insanın, geçmişe yönelik hafızasının silinmesi yemek tercihlerinde kendisini belirginleştirir. Fast-food yaygınlaşınca belirginleşen sağlık problemleri ve obezite, medenîleşmenin işaretlerinden kabul edilir hale gelmiştir. Dünün beslenme şekillerini kabul etmeyen anlayış, hazır yiyecek sektörünün karşısında olan herkesi adeta " vatan" bildikleri topraklarda ihanetle suçlanacak vasfa bürüdürmekte, itirazı olanları şehrin gelişimine engel görmektedir.

Okurumuz, "belgesel" dediğimizde aklına gelenin tarihî ve kültürel yapılardır, kuşkusuz. "Yemek belgeseli " denildiğinde de mutfağımız akla gelir. Dün yapılan yemeklerin çoğunun artık unutulduğu ortamda açık alanlarda yapılan düğünlere, etkinliklere hasret kaldık. Bir çok şehir tanıtım günlerinde hazırlanan kimi yemeklerin neden yapılmadığını sorgulayanlar, şehirli olduklarını, buna zaman ayıramadığını söyler, durur. Yemeğine sahip çıkmama hali, giyim ve kuşamına sahip olmama durumu, konuştuğu dile saygılı olmama tavrı, tarihine ve kültürüne, inancına yabancı durma biçimi, olsa olsa ucube şeklinde bir şehirli profili ortaya çıkarır ki bunu da kabul etmek mümkün değildir. Şehirleşmeyi çok katlı yapılaşmalarda arayanlar şehirli midir? Ülkemize gelen turistin şehrimizin değerlerinden uzak kalışımızı bilmediğini mi sanıyoruz? Bir başkasına, başka bir millete benzeme, onları taklid hali, bizi biz olmaktan çıkartırken, bir Japonyalının topraklarımızda kendisini memleketinde hissetmesi ne derecede kabul edilebilir, durumdur? Japon araca biner, araç Japon markadır. Araç sürücüsüne zamanı sorar. Sürücünün kolundaki saat, Japon markadır.

Gidilen lokantada Japon yemekleri yer alır. Kalınan otel, tümüyle Uzakdoğuya mahsus duvar fotoğraflarıyla süslüdür. Japonyalı, bizim ülkemizde kendi ülkesinde imişcesine yabancılık çekmiyorsa kendisi için sevindirici durumdur. Bizim için de sevindirici mıdır, bu durum? Tahta çubuklarla pilav yemenin gelenegimizde yeri nedir? Kimonosuyla hangimiz ev ortamında gezinir? Siz, balığın hangi çeşidini çiğ biçimde sosa bulayıp yersiniz? Çekimi yapılan belgesellerle şehrin ya da şehirlerin mimarî, tarihî ve kültürel değerleri yerine kum, kumsal ve deniz yanında mutfağı koyarsanız, olacağı budur, özetle. Şehirleşme bu şekilde düşündükçe medeniyetimiz kan kaybedecektir, kuşkusuz. Öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı ikiye ayrılmalı. Turiste Turizm Bakanlığı hitap etmeli, Kültüre de Kültür Bakanlığı. Bu ayrım olduğunda sıkıntıya düşeceğimiz turizm konusu olmayacaktır. Elbette kültür alanında sıkıntımız söz konusudur. Çünkü kültür kalmadı... Biri ortaya çıkıp sorsa, ne deriz? Tarih, inanç, mimarî, musıkî ve diğer milleti millet kılan değerlerden uzaklaştıkça kültürün ne olup olmadığını tartışacağız, uzun müddet. Şehrin mimarîsini alt üst eden biz olduk.

Tarihî yapıların harap olmasına göz yumduk. Ne han ne hamam bıraktık. Yerine ucube yapılar diktik. Şehirde uydu kentler inşa ettik, cıtyler şeklinde. Mahalle anlayışını ortadan kaldırdık. Çok pahallı yaşam için çok kazanma mecburiyetinde bırakıldık. Çok kazanma hırsıyla kendimizi başkasının ürettiğine ruhen köle kıldık. Her evimiz bir başkasının elektronik alet çöplüğüne döndü. Hepimizin gözü aydın, şehirli olduk. Medenî olma hali, medeniyet mi? Sizlere ömür!...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.