İbrahim URGANCI
Köşe Yazarı
İbrahim URGANCI
 

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ

ggg Ülke nüfusunun 12-13 milyon olduğu dönemlerde köylü milletin efendisi ,çilekeş vefakar,devletine bağlı,devlet ne derse o doğrudur gözünü kırpmadan vatan için malıyla canıyla yanındadır.Hiç bir zaman isyankar olmamışlardır. Köylüler üretken,ürettiğini paylaşan,gani gönüllü insanlar idiler. Şehirlerde olup bitenlerden habersiz saf ve sade bozulmamış. Şeş kaza köye bir tahsildar veya jandarma gelirse onlara neler olup bittiğinisoran bir insan idiler.Nüfus planlamasını bilmezler, anne biri karnında biri kucağında de diğer çocukların eli iş tutana iş taksimi yapar, onlar verilen işleri yapmak için işe koyulurlar. Üste yok, başta yok, ayakta yok. Çile üstüne çile. Şehirdekiler aç açıkta kalmasınlar, devlet, asker aç kalmasın, eli güçlü olsun. Elin gavuru vatanı işgale yeltenmesin, İşte onlar böyle bir efendi millet. Büyükler kurnaz,köylünün çocukları okumasın, çıra ışığında yemeğini yesin,gömleği olmasın, yalınayak gezsinler. Ayaklarının altı nasır bağlasın ama onlar her şeye rağmen, efendi millet. Yola gerek yok. Patika yol onlara çok bile. Işığa gerek yok,çıra ışığı doğal.kokusu bile ilaç. Gazyağını ağalar kullansın,onların huzuru bozulmasın. Çayı şekeri onlar tüketsin. Köylüye ayran yeter. İçtikçe mideyi dezenfekte eder. Hasta olmasınlar çünkü ağaların yukarıya şirin gözükmeleri gerek. Üretilenin öşrünü biraz cebe birazını da devlete. Üretim olmaz ise köylü nasıl milletin ve şehirlinin efendisi olsunlar. Bu efendi gazlaması elli yıla yakın devam etti gitti. Millet kaderine razı edildi. Efendi köylüler ara sıra şehirlere seyyar satıcılık yapmaya gittiler. Oralarda biraz olsun rahat hayatı görünce bir kısmı çocuklarını alarak şehirlere göçtüler.Hasbel kader içlerinden birisi okudu subay oldu, müdür oldu, memur oldu. Bazıları da okullarda, hastanelerde hademe oldular. Elleri iştuttu, boğazlarından aş geçti, ceplerinde üç beş kuruş paraları oldu.Çocuklarını okutamayanlar da sanayide meslek öğrensinler diye boyacı oldular, kaportacı oldular, tamirci oldular vs vs. oldular. İşi öğrenenler yakınlarını şehre getirmeye başladılar. Öyle bir göz hızı başladı ki, adeta köylerde genç insan kalmadı. Devlet göçü önlemek için her köye okul yaptı,ışık götürdü, yollar yaptı ama köylü efendi olmak istemiyor, kendi işinin aşının efendisi olmak istiyordu. Ve nitekim şehirlerin devlet hazinesi arazilerine bir gecede evler yapılmaya başlandı. Şehirler adeta gecekondular ile çit çeker hale geldi.Bu nüfus artışını gören siyasi simsarlar oy alabilmek ve ağa kalabilmek için, un yağ dağıtmaya başladılar. Köylerdeki efendilerinde gözleri açıldı. İş adamı oldular, siyasetçi oldular. Avrupa gördüler, hiç görmedikleri paralarla tanıştılar. Sınıf çatışmaları başladı. Efendi milletin bilmediği bir sürü argümanlar oluşmaya başladı. Şehirli köyden gelenlere muhtaç olmaya başladı.Her yönüyle dengeler tamamen değişti. Yetkiler el değiştirdi.Ticaret el değiştirdi.Şehirlerin sosyeteleri ,üst tabakada kendini görenler karşılarında şalvarını atmış,entariyi çıkarmış, kara lastiği ayağından atmış, başını açan, mini etek giyen marka giysiler giymeye başlayan bir efendi millet haline geldiler.Diğer memleketlilerle evlilik yapan, kabuğunu kıran bu efendi millet her şeyi satın almaya başladı.Ürettikleri hiçbirşey kalmadı.Yumurta bakkaldan, ekmek fırından, sebzeyi manavdan eti kasaptan olmaya başladılar. Moda takip eder oldular. Şehrin sosyetesinin evine giden özel terziler iğneyi yüzüğü bırakarak konfeksiyon atölyeleri açmaya, hazır giyimi öne çıkararak çığ gibi gelen çılgın gençliğe yetişemez hale geldiler. Hazır giyim üreten ülkelerden mal ithal etmeye başladılar. Aç kalmış boğa misali bu efendi millet tüm asil değerlerini, şöyle böyle güzel olabilmek için kaybettiler. Kimse kimseyi beğenmez oldu. Değişik maceralar uğruna anneler kızlarını babalar oğullarını zaptedemez hale geldiler. Olanlar oldu.Her haneden birinden içki içen, kumar oynayan,uyuşturucuya alışan, kadına benzemek isteyen erkekler, erkek gibi olmak isteyen isyankar kızlar, bana karışamazsın diyen evlatlar, anneyi babayı sokağa bırakan, gözünden bile kıskandığı evlatları tarafından sokaklara huzurevlerine bırakılan anneler ve babalar. Mezarlığa dönen bir efendi millet. Onlar bozulmadan önce köyde hayat vardı, ağızlarının tadı vardı. Çok yoktu ama huzur vardı. Köyün büyükleri oyun çıkarır, yani tiyatro yaparlardı. Küçükler büyükler, kadınlar kızlar hep birlikte güler eğlenirdik. Komşuluk vardı. Acılar ve neşeler paylaşılırdı. Huzur içinde daha da fazlası huzur vardı.Küçük büyüğünü sayar, büyük küçüğün başını okşar, hep gözünün içi gülen efendi bir millet vardı.Şimdi köyden giden çocuklar köyüne gelmek istemiyor. Zoraki bir mezar ziyareti veya cenazeye gelseler ,başlarında emanet bir başörtü, gözlerinde simsiyah bir gözlük, uzak cenazeye bakan, napıyon nörüyon diyen nesiller ayağının nasırına basmışçasına, köyde kalan teyzelerden amcalardan kaçıyorlar. Yakıtın adı değişmiştezek yerine kömür, çıraya idare ışığı yerine lamba tandır yerine fırın erişte yerine spagetti, ayran yerine kola içecekleri yakacakları giyecekleri ve lisanları değişen efendi bir millet. Gelin ata topraklarına sahip çıkalım. Çıt kırıldım olmak yerine Anadolu kadını olalım. Yine modern olalım, çağdaş olalım ama konuşmayla giyinmeyle sınıf değiştirmekle çağdaş modern olmayalım. Bu milletin asil olan törelerinden, inançlarından ahlaki değerlerinden vazgeçmeyelim. Bizim dinimizde haram ve helal şüphe götürmez bir halde önümüze konmuş, yol çizilmiş. Yol iki: Biri cennet, biri cehennem. Kendi eliyle ateşe odun taşıyanlar kendi diliyle gül demeti taşıyanlar. Tercih sizin. Anne baba, akraba ve komşu hakkı kutsaldır. Anneyi babayı kardeşi yetimi akrabayı unuttuk, ziyaret etmedik. Çağın vebası cep telefonlarıyla arayarak bayramlaşmayı hal hatır sormayı alışkanlık haline getirdik. Allah alın size bir nusubet vereyim de evlatlarınıza, sevdiklerinize hasret kalın, uzak durmak böyle olur dedi. Korana belasını başımıza verdi. Sevdiklerimizle aramıza mesafe koydu. Erkeğimize kadınımıza gencimize maske taktırarak büyüğe saygı olurcasına cezalandırdı. Allah bu milleti aslına dönmeyi, tüm insanlığa da cennet ile cehennem arasındaki farkı anlayıp öyle yaşamayı nasip etsin. Amin. Hoşçakalın, sevgiyle kalın.
Ekleme Tarihi: 29 Ağustos 2020 - Cumartesi

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ

Ülke nüfusunun 12-13 milyon olduğu dönemlerde köylü milletin efendisi ,çilekeş vefakar,devletine bağlı,devlet ne derse o doğrudur gözünü kırpmadan vatan için malıyla canıyla yanındadır.Hiç bir zaman isyankar olmamışlardır. Köylüler üretken,ürettiğini paylaşan,gani gönüllü insanlar idiler. Şehirlerde olup bitenlerden habersiz saf ve sade bozulmamış. Şeş kaza köye bir tahsildar veya jandarma gelirse onlara neler olup bittiğinisoran bir insan idiler.Nüfus planlamasını bilmezler, anne biri karnında biri kucağında de diğer çocukların eli iş tutana iş taksimi yapar, onlar verilen işleri yapmak için işe koyulurlar. Üste yok, başta yok, ayakta yok. Çile üstüne çile. Şehirdekiler aç açıkta kalmasınlar, devlet, asker aç kalmasın, eli güçlü olsun.

Elin gavuru vatanı işgale yeltenmesin, İşte onlar böyle bir efendi millet. Büyükler kurnaz,köylünün çocukları okumasın, çıra ışığında yemeğini yesin,gömleği olmasın, yalınayak gezsinler. Ayaklarının altı nasır bağlasın ama onlar her şeye rağmen, efendi millet. Yola gerek yok. Patika yol onlara çok bile. Işığa gerek yok,çıra ışığı doğal.kokusu bile ilaç. Gazyağını ağalar kullansın,onların huzuru bozulmasın. Çayı şekeri onlar tüketsin. Köylüye ayran yeter. İçtikçe mideyi dezenfekte eder. Hasta olmasınlar çünkü ağaların yukarıya şirin gözükmeleri gerek.

Üretilenin öşrünü biraz cebe birazını da devlete. Üretim olmaz ise köylü nasıl milletin ve şehirlinin efendisi olsunlar. Bu efendi gazlaması elli yıla yakın devam etti gitti. Millet kaderine razı edildi. Efendi köylüler ara sıra şehirlere seyyar satıcılık yapmaya gittiler. Oralarda biraz olsun rahat hayatı görünce bir kısmı çocuklarını alarak şehirlere göçtüler.Hasbel kader içlerinden birisi okudu subay oldu, müdür oldu, memur oldu. Bazıları da okullarda, hastanelerde hademe oldular. Elleri iştuttu, boğazlarından aş geçti, ceplerinde üç beş kuruş paraları oldu.Çocuklarını okutamayanlar da sanayide meslek öğrensinler diye boyacı oldular, kaportacı oldular, tamirci oldular vs vs. oldular. İşi öğrenenler yakınlarını şehre getirmeye başladılar. Öyle bir göz hızı başladı ki, adeta köylerde genç insan kalmadı.

Devlet göçü önlemek için her köye okul yaptı,ışık götürdü, yollar yaptı ama köylü efendi olmak istemiyor, kendi işinin aşının efendisi olmak istiyordu. Ve nitekim şehirlerin devlet hazinesi arazilerine bir gecede evler yapılmaya başlandı. Şehirler adeta gecekondular ile çit çeker hale geldi.Bu nüfus artışını gören siyasi simsarlar oy alabilmek ve ağa kalabilmek için, un yağ dağıtmaya başladılar. Köylerdeki efendilerinde gözleri açıldı. İş adamı oldular, siyasetçi oldular. Avrupa gördüler, hiç görmedikleri paralarla tanıştılar. Sınıf çatışmaları başladı. Efendi milletin bilmediği bir sürü argümanlar oluşmaya başladı. Şehirli köyden gelenlere muhtaç olmaya başladı.Her yönüyle dengeler tamamen değişti. Yetkiler el değiştirdi.Ticaret el değiştirdi.Şehirlerin sosyeteleri ,üst tabakada kendini görenler karşılarında şalvarını atmış,entariyi çıkarmış, kara lastiği ayağından atmış, başını açan, mini etek giyen marka giysiler giymeye başlayan bir efendi millet haline geldiler.Diğer memleketlilerle evlilik yapan, kabuğunu kıran bu efendi millet her şeyi satın almaya başladı.Ürettikleri hiçbirşey kalmadı.Yumurta bakkaldan, ekmek fırından, sebzeyi manavdan eti kasaptan olmaya başladılar. Moda takip eder oldular. Şehrin sosyetesinin evine giden özel terziler iğneyi yüzüğü bırakarak konfeksiyon atölyeleri açmaya, hazır giyimi öne çıkararak çığ gibi gelen çılgın gençliğe yetişemez hale geldiler. Hazır giyim üreten ülkelerden mal ithal etmeye başladılar. Aç kalmış boğa misali bu efendi millet tüm asil değerlerini, şöyle böyle güzel olabilmek için kaybettiler. Kimse kimseyi beğenmez oldu.

Değişik maceralar uğruna anneler kızlarını babalar oğullarını zaptedemez hale geldiler. Olanlar oldu.Her haneden birinden içki içen, kumar oynayan,uyuşturucuya alışan, kadına benzemek isteyen erkekler, erkek gibi olmak isteyen isyankar kızlar, bana karışamazsın diyen evlatlar, anneyi babayı sokağa bırakan, gözünden bile kıskandığı evlatları tarafından sokaklara huzurevlerine bırakılan anneler ve babalar. Mezarlığa dönen bir efendi millet. Onlar bozulmadan önce köyde hayat vardı, ağızlarının tadı vardı. Çok yoktu ama huzur vardı. Köyün büyükleri oyun çıkarır, yani tiyatro yaparlardı. Küçükler büyükler, kadınlar kızlar hep birlikte güler eğlenirdik. Komşuluk vardı. Acılar ve neşeler paylaşılırdı.

Huzur içinde daha da fazlası huzur vardı.Küçük büyüğünü sayar, büyük küçüğün başını okşar, hep gözünün içi gülen efendi bir millet vardı.Şimdi köyden giden çocuklar köyüne gelmek istemiyor. Zoraki bir mezar ziyareti veya cenazeye gelseler ,başlarında emanet bir başörtü, gözlerinde simsiyah bir gözlük, uzak cenazeye bakan, napıyon nörüyon diyen nesiller ayağının nasırına basmışçasına, köyde kalan teyzelerden amcalardan kaçıyorlar. Yakıtın adı değişmiştezek yerine kömür, çıraya idare ışığı yerine lamba tandır yerine fırın erişte yerine spagetti, ayran yerine kola içecekleri yakacakları giyecekleri ve lisanları değişen efendi bir millet. Gelin ata topraklarına sahip çıkalım.

Çıt kırıldım olmak yerine Anadolu kadını olalım. Yine modern olalım, çağdaş olalım ama konuşmayla giyinmeyle sınıf değiştirmekle çağdaş modern olmayalım. Bu milletin asil olan törelerinden, inançlarından ahlaki değerlerinden vazgeçmeyelim. Bizim dinimizde haram ve helal şüphe götürmez bir halde önümüze konmuş, yol çizilmiş. Yol iki: Biri cennet, biri cehennem. Kendi eliyle ateşe odun taşıyanlar kendi diliyle gül demeti taşıyanlar. Tercih sizin. Anne baba, akraba ve komşu hakkı kutsaldır. Anneyi babayı kardeşi yetimi akrabayı unuttuk, ziyaret etmedik.

Çağın vebası cep telefonlarıyla arayarak bayramlaşmayı hal hatır sormayı alışkanlık haline getirdik. Allah alın size bir nusubet vereyim de evlatlarınıza, sevdiklerinize hasret kalın, uzak durmak böyle olur dedi. Korana belasını başımıza verdi. Sevdiklerimizle aramıza mesafe koydu. Erkeğimize kadınımıza gencimize maske taktırarak büyüğe saygı olurcasına cezalandırdı. Allah bu milleti aslına dönmeyi, tüm insanlığa da cennet ile cehennem arasındaki farkı anlayıp öyle yaşamayı nasip etsin. Amin. Hoşçakalın, sevgiyle kalın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.